• Arama

Buğday Derneği Kurul Üyesi Güneşin Aydemir ile Sürdürülebilir Yaşam Üzerine

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nde toplumsal ekolojik dönüşüm için hizmet veren Güneşin Aydemir’e sürdürülebilir yaşam ile ilgili merak ettiklerimizi sorduk.

Güneşin Aydemir Ankara'da doğdu. Biyoloji okudu. Doğa koruma konusunda pek çok sivil toplum kuruluşunda çalıştı. Kazdağı'ndaki Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi'nin kurucusu ve koordinatörü. Kuruluşundan bu yana Buğday Derneği'nde emek veriyor. Doğa ve insan ile alakalı konularda yazıyor, çiziyor, düşünüyor, konuşuyor ve anlatıyor.

Doğayı ve denizi korumak için atılması gereken en büyük adımlar neler?

İnsan ne yazık ki diğer canlılardan farklı olarak çevresini kendi ihtiyaçlarına dönük şekilde değiştirme yeteneğine sahip bir canlı. Diğer canlılar da bunu yapıyor ancak doğanın sınırları içinde. İnsan türü bu sınırları hep aşmak üzere düşünüyor, bilim ve teknolojiyi bu çerçevede kurguluyor. Bu nedenle koruma yönünde atılacak en büyük adım, doğanın sınırlarını, işleyiş mekanizmasını iyi anlamak olacaktır ki bu sınır özünde sınırsızdır. Doğa bize sonsuz imkanlar sunmaktadır. Lakin, gezegen üzerindeki etki alanımızın genişliği bizi korumanın ötesinde "onarım" süreçlerinin gerekliliğine itmektedir.

Koruma eylemleri bundan 20-30 yıl önce geçerliyidi, bugün artık korumanın üzerine onarım süreçlerini de eklememiz gerekiyor. Onarımdan kastım, doğanın kendini üretebilme kapasitesine yine doğayı örnek alarak destek olmak, onarım süreçlerini hızlandırmak. Örneğin verimli toprak doğal süreçlerde binlerce yılda oluşurken, biz bunu kompost, mikrobiyal ağı destekleyen işlemler ve doğru mera hayvancılığı gibi yöntemlerle çok kısa sürede yapabiliyoruz. İnsan evladı, bu süreçleri üretim faaliyetleri içine entegre etmeli. Onarım felsefesi sadece tarımla sınırla değil, yaşamın her alanında geçerli bir felsefe. 

Bireyler günlük yaşamda, evde en basit şekilde çevreyi nasıl koruyabilir?

Yine konuyu farkındalık meselesine getireceğim. İlk adım günlük faaliyetlerimizin bağlantılarını görebilecek bilgi ve ilgi noktasına gelebilmek. Nefes alışımızdan, yemek yiyişimize bir yerden bir yere ulaşmamızdan yaptığımız işe, barındığımız evden giydiğimiz giysilere kadar her türlü faaliyetimiz modern yaşam sistemi içinde kendi kontrolümüzden çıkmıştır. Bu konularda pek çok uzman, reklam, sektör tarafından yönlendiriliyoruz. Bir kere önce bunun farkına varmamız gerek. Daha sonra bireysel yaşamlarımızda sorumluluğu ele alarak faaliyetlerimizin sonuçları hakkında bilgi sahibi olmamız gerek. Karar aşamasında ise doğadan yana bu hakkımızı kullanmamız gerek. Bu farkındalık bizi doğru bilgiye, doğru harekete yönlendirecektir. Ama kısa kısa çözüm vermemi isterseniz; gıdanızı seçerken bildiğiniz kaynaklardan seçin, evinizden daha az çöp çıkartın, plastik, tek kullanımlık ambalajları hayatınızdan çıkarın, tatilde konforu değil daha çok doğayı tercih edin, her gün daha fazla temiz havada vakit geçirin, kıyafetlerinizi seçerken etiketleri iyi okuyun diyebilirim. Bunları bir yapmaya çalışın, bakın neler oluyor... Bu yöndeki adımların her biri sizi daha ekolojik noktalara taşıyacaktır.

Bilinçli bir tüketici ve üretici olmanın püf noktaları nedir?

Bilinç kelimesi oldukça ilginç bir kelime. İçinde "doğru bilgi" ve aslında bir de "aydınlanma" içeriyor. Yani bir idrak noktası bilinçlilik. Varlığının, yaptıklarının sonuçlarına tabir-i caizse "ayma". Bunun için bir süreç gerekiyor elbette ve başlangıç noktası da merak. Merak duymaya başlıyoruz: "bu elma hangi ağaçtan geldi?, o ağacın sahibi bu elmayı nasıl topladı?, ağaç nerede yaşıyor?, elmanın cinsi nedir?" gibi çocuksu sorular. Bu soruları sormaya başladığımızda bilinçli olmaya başlıyoruz. Tüketici ve üretici ayrımının da kavramsal olarak yerini "türeticilik" meselesine bıraktığı bir çağdayız. Yani ne sadece tüketici ne de sadece üretici olabiliriz artık. Hem tüketici hem üretici, ama aynı zamanda da yeni sorunlarımıza yeni çözümler türeten insan.

Çağımız bizden önceki kuşakların karşı karşıya kalmadığı sorunlarla cebelleşilen bir çağ. Yani biz bu sorunlara ilk defa maruz kalıyoruz. Gelenekler bir yere kadar çare oluyor; modern teknoloji de büyük oranda bu yok oluşun sebebi zaten. Ama her ikisinin de çare olacağı yerler var. Bizi kurtaracak bilgi mevcut ancak bağlantı halinde değil. Bence bilinçli türetici olmanın tek yolu, sonsuz bir merakla hayata yeniden bakmaya başlamak, günlük yaşamımızın sorumluluğunu ele almak ve bize sunulan her türlü hizmetin bir parçası olmak için adım atmak. Örneğin, gıda yetiştirmek için illa kırsala yerleşip çapa sallamamız gerekmiyor. Bunu ustalıkla yapan doğru insanları bularak onlarla birlikte yapabileceğimiz bir eylem alanı gıda üretimi. Benim şöyle bir formülüm var; eğer bir ürünü / hizmeti beğenmiyorsan:

* Kendin yap

* Kendin yapamıyorsan başkalarıyla yap

* Yapanı bul, ona destek ol

* Yapanı bulandan destek iste

* Yapanı bulup destekleyene güven

Çevre konusunda nasıl daha fazla farkındalık yaratılabilir?

Bu konuda da çok formül veremeyeceğim. Ancak şunu söyleyebilirim; çevreyi / doğayı koruyup onarmanın yolları belli. Bu konuda çalışanlar var, bu konuda her an genişleyen bir külliyat mevcut (yine tekrar ediyorum; merak edene, ulaşmak için çabalayıp, uğraşana). Üstelik şu anda deneme yanılmalarla bu bilgiler sürekli yenileniyor. Yani sabit de değil. Bu durum bilim dalları düzeyinde de böyle. Örneğin biyoloji bilimine format atılıyor şu anda. Pek çok bilinen gerçek yeniden ele alınıyor. Dolayısıyla bilgi eksikliği gibi bir halde değiliz. Yapılması gereken bunları sürekli denemek, yanılmak ve sonuçları paylaşmak. 

İkinci önemli konu da rol model olmak. Yani bu farkındalık halinin yaşayan hali olmak. Çevremizdeki insanları etkilemenin en güçlü yolu, söylediğimiz nasihatleri yaşamak bana kalırsa. Yani çöplere söylenirken çöp üretiyorsak, bu çok da davetkar bir nasihat olmaz.

Çevrecilik ve sürdürülebilirlik konularında farkındalığı yüksek ve bu konuda önemli çalışmaları olan ülkeler hangileri? Türkiye’nin bu noktadaki konumu neresi?

Bu konu çok karmaşık bir konu. Zira belli bir bilinç seviyesine gelmiş ama bu yolda büyük bedeller ödemiş gelişmiş ülkeler ile fakirlikten gelişemediği için doğal olarak doğal kalmış ülkeler ve geleneksel olarak koruma bilincine sahip ülkeler arasındayız. Yani büyük bir çeşitlilik var. Ben indekslere ve sıralamalara pek güvenmiyorum bu nedenle. Standardize edilmesine de pek prim vermiyorum bu durumun. 

Türkiye de çok enteresan bir profil çiziyor. Bir yandan gelişmeye çalışıyor. Barajlar, nükleer santraller, altın madenleri gibi doğal kaynakları sonuna kadar kullanıcı ve tahrip gücü yüksek yatırımlar yapıyor, ciddi bir yapılaşma var. Kırsal nüfus ve kırsal yaşam ciddi şekilde bitmek üzere. Pek çok olumsuzluk söylenebilir. Öte taraftan kendine yeterlik konusuna kafa yoran az sayıda ancak çok etkili insanlar / topluluklar olduğunu düşünüyorum. Elbette çok zengin bir kültürel çeşitlilik ve kırsal tarihin uzunluğu (10bin yıllara gidiyor) geleneksel anlamda ciddi bir birikimin olduğu bir coğrafya aynı zamanda. Kısacası durum çok umutsuz gibi görünüyor olmakla birlikte; parlayan ışıklar var. 

Buğday Derneği’nin son dönemdeki projelerinizden bahseder misiniz?

Buğday Derneği, bilenin bildiği gibi Türkiye'de özellikle gıda konusunda ve dolayısıyla toprak, üretim konularında yoğun şekilde çalışan bir dernek. %100 ekolojik pazarlar, TaTuTa projesi, Yaşasın Tohumlar gibi ana programlarımız devam etmekle birlikte yakın geçmişte kompost, doğa dostu arıcılık gibi konulardsa projeler yürüttük. Bu projelerdeki deneyimlerimizi eğitimlerle, yüzyüze iletişim ve yayınlar yoluyla paylaşıyoruz.

Ek olarak yeni bir projemiz var; zehirsiz sofralar. Önümüzdeki 1 yıllık sürede sık sık duyacaksınız bu ismi. Pek çok paydaşı bir araya getiren, tüketici bilgilendirme ve kampanya ayağı da olan kapsamlı bir proje. Özetle, doğa ve insan sağlığına zararlı tarım kimyasalları hakkında yeni bir alan açmak, kamuoyunu bilgilendirmek ve bu kimyasalların kullanımlarının kısıtlanması / yasaklanması için lobi yapmak gibi amaçları olan kapsamlı bir proje. 

E-Bülten Üyeliği
X
SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.